Olayların gidişatını kontrol edemediğinizde kendinizi nasıl hissedersiniz?

Güvensiz, agresif, paniklemiş, huzursuz, korkmuş, kaygılı, vurdumduymaz…?

Aramızda yabancı yok, açık olabiliriz… Üzerine düşünmeye değer.

 

Her şeyi bilmek, her şeye dahil olmak, her aksiyonun içinde olmak… Bu kontrol isteği büyük büyük dedelerimizden güvenlik ve hayatta kalma ihtiyacı nedeniyle belki de bize miras. Bilememek, başımıza ne geleceğinden bihaber olmak, belirsizlik, kendimizi güvensiz hissettirir. Tehlikenin nereden geleceğini bilemezsek hayatta kalamayız. Ormanda yürürken birden karşısına çıkıveren kayayı, ayı zanneden ve buna göre kendini koruyan neslin torunlarıyız biz. Kaya burada bir belirleyicidir yani bir işarettir, belirtidir. Bize yanlış alarm da olsa tehlike sinyali verir. O an için karanlıkta kayayı ayı zannedip temkinli hareket ederiz, bir nevi tatbikatımızı yaparız, sinir sistemimiz buna göre hazırdır. Günün birinde karşımıza gerçekten bir ayı çıktığında ne yapacağımızı aşağı yukarı biliriz. İşte bu nedenle bizim dedelerimiz belirsizlik karşısında kendini korumuş olan türdür diyebiliriz.

Dinleme Önerisi: Belirsizlik Üzerine Podcast Çağla Güngör&Nilüfer Eyiişleyen

Mesela deprem tatbikatlarının önemi de buradan gelir. Bedenimiz, alarm durumunda yani sempatik sinir sistemi devredeyken (Kalp hızlı atar, göz bebekleri büyür, kan dolaşımı hızlanır, bir diğer deyişle “savaş ya da kaç” modundayızdır) doğru kararla aksiyona geçemiyor. Kaçması gerektiğini düşünüp örneğin, camdan atlayıveriyor. Düzenli yapılan tatbikatlar ise bedene doğru aksiyonu öğretiyor, düşünmeden ezberlediği doğruyu uygulattırıyor. Böylece ne zaman başımıza geleceğini bilmediğimiz, belirsiz, ani olabilen hayati bir durum karşısında, yani kendimizi güvensiz hissettiğimizde durumu kontrol altına almaya çabalamak/saldırmak ya da panikle kaçmak yerine güvenli davranışlar içine yerleşebiliyoruz.

Belirsizlik İlkesinden Yunan Mitolojisine

Bu “belirgin” örneklerden daha geniş bir çerçeveye geçelim… “Belirsizlik İlkesi” ya da “Belirsizlik Kanunu” 1927’de Werner Heisenberg adlı bilim insanı tarafından ortaya konuyor. Kuram der ki maddenin en küçük parçacığı hiçbir zaman istenilen kesinlikte belirlenemez. Biraz daha geriye gidelim: Yunan mitolojisine göre evrenin başlangıcı karanlık bir uçurumdu. Mitolojik hikayeler tekinsiz, belirsiz, varlıkların başka varlıklara dönüşümü, cezalandırışı vs. üzerinedir. Felsefe ise bilinçli, planlı düşünmektir. Çerçeve belirlemek, kaostan kozmosa, bilinmezlikten bilinirliğin arayışına, düzene geçiştir.

Uzayda Kapladığımız Alanı Bilmek İsteriz

Bizler uzayda kapladığımız alanı bilmeye ihtiyaç duyarız; hayatımızda olan insanların hayatlarında kapladığımız alanı da bilmek ve o insanlara da kendi hayatımızda yerler belirlemek isteriz. Bu sınırlar ve çerçeveler bize iyi hissettirir. Bir bebek annesi tarafından sarılıp sarmalanıp korunmak ister. Sınırlarını bilme, o sınırlar içinde kalarak güvenli alanında kişiliğini inşa etme ihtiyacındadır. Bunu bize söyleyen psikanaliz kuramı. Günlük hayatımızdan felsefeye, derin bilinç dünyamızdan hayatta kalma dürtülerimize her yerde bu belirsizlik durumu ile baş etme, ona karşı bir nevi bağışıklık güçlendirme ihtiyacımız hep olmuş, olmakta. İnsanın müthiş bir fiziksel ve zihinsel mekanizması var. Bu son derece soyut ve “belirsiz” olan durum için de “belirleyici” olan çözümler bulmuşuz. Bu çözümleri çeşitlendirmek elimizde. Ben de uyguladıklarımı, üzerine araştırıp düşündüklerimi, içselleştirdiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Belirsizliğe karşı bizi neler güçlendirir?

 

1. Kendilik işçiliği

“Nosce te ipsum”

“Kendini bil”

Bu kadim söz, Yunanistan’daki Apollo Tapınağı’nın girişinde yazar. Kadimdir çünkü 2400 yıldır bizledir ve geçerlidir.

Lao Tzu ise şöyle der:

“Başkalarını bilenler bilgili, kendini bilenler bilgedir.”

 

Yoga felsefesinde “Yoganın Sekiz Yolu/Sekiz Uzvu/Sekiz Basamağı” olduğu aktarılır. İkinci sırada kişisel ahlaki ilkeler diyebileceğiniz Niyamalar* vardır. Patanjali’nin Yoga Sutralarında geçen Yoganın Sekiz Uzvu’nun ikincisi olan Niyamalara yakından baktığımızda beş düzenleyiciden bahsedilir:

  • Sauça

Patanjali şöyle der: “Sauça (Temizlik, arınma) sonucu kişi bedeninden özgürleşir ve diğer şekilde bağımlı ilişki kurmaz” Devamında ise şu gelir: “Zihinsel saflık ile neşe, odaklı zihin, duyu kontrolü ve Öz’ün görebilme yetisi elde edilir.” Temizlik, arınma anlamına gelen “Sauça” yediklerimiz içtiklerimizle, fiziksel çalışmalarımızla bedenin temizliği; çevremizdeki insanlarla kurduğumuz ilişkilerde, iletişimde, davranışlarımızda saflığı anlatır. Kendimize ve çevremize özendir.

  • Samtoşa

Patanjali, hoşnutluk, ılımlılık, tatmin olmak gibi anlamlara gelen bu kavramla bize koşulsuz, kıyassız bir mutluluk halinden söz eder. Şu anda olduğumuz şeyi ve sahip olduklarımızı koşulsuzca sahiplenmek ve bundan hoşnut olmakla ilgilidir. Ancak bu kadarla sınırlı kalmaz…

  • Tapas

Samtoşa’da içinde bulunduğumuz duruma uyum sağlamak, ılımlı olmaktan, hoşnut olmaktan söz edilir ancak bu, içinde bulunduğumuz durumu kayıtsızca kabul edip harekete geçmemek olarak düşünülmemeli. Tapas, gayrettir, kendini bilmeyi, arınmayı arzulamaktır. Tapas için; “Disiplinle, coşkuyla maneviyatımız üzerinde çalışmak.” diyebiliriz. Bu “gayret” her gün meditasyon yapmak da olabilir, yoga duruşları da olabilir, bedenimizi ve zihnimizi arındırmak üzere uyguladığımız oruçlar da olabilir. Siz de kendi alışkanlıklarınıza ve yaşam düzeninize göre kişisel çalışmalarınızı, gayretlerinizi oluşturabilirsiniz ve belli bir disiplinle bunları uygulayabilirsiniz.

  • Svadhyaya

“Kendini bilmek” yolunda en belirgin çalışmalardan biridir svadhyaya’dır. Kişinin kendini içeriden ve dışarıdan gözlemlemesinden, kendilik bilgisine çalışmasından söz eden bir kavramdır. Sva “Kendi”, Adhyaya “Bölüm, ders, okumak” anlamlarına geliyor. Yani kendini okumak, çalışmaktır. Batı düşünüşü de Doğu düşünüşü de bize “Kendini bil” diyor. Kendimizi bilmenin başkalarını da bilmeye bizi götüreceğini söyler Patanjali. Başkalarını bilmek empatiyi ve birlik bilincini, birlik bilinci de bize güven duygusunu getirecektir. Güven duygusu da belirsizliklere karşı direncimizi güçlendirir. Bu direnç, katı değil esnek bir dirençtir.

  • Isvara

Bireysel benliğimizi bilmek bizi önce başkalarına sonra da bütüne yaklaştırır dedik ve bu bize bireysel benliğimizin yanı sıra daha büyük bir kaynağın ve düzenin olduğunu bilmeyi ve buna güvenmeyi getirir.

Kendilik işçiliğinin özü, kendini bilmektir ve benim önerim bu işçilikte Yoga’nın 8 basamağını kendinize rehber almanızdır. Bu basamaklardan ikincisi olan Niyamalarda kendilik üzerine doğrudan bir çalışma vardır. Sosyal düzeni sağlayan birinci uzuv Niyamlar, bedensel ve zihinsel çalışmalarda Asana (Yoga duruşları), zihin ve beden arasında kendimize bir adım daha yaklaşmak üzere Pranayama (Nefes disiplini uygulamaları) ve çalışmalarımızda derinleştikçe Pratyahara (Duyuları terbiye etme), Dhrana (Odaklanma, keskin dikkat), Dhyana (Kesintisiz ve çabasızca zihnin odaklanması, meditasyon), Samadhi (Zihnin saf hale gelmesi, saflaşması, saf farkındalık) gelir.

2. Kendinin yetişkini olma

Belirsizlikler karşısında paniklemek, güvensiz hissetmek, sinirlenmek vb. duygular bazı davranışların belirmesine neden oluyor. Baş etmenin güç olduğu bu duygular, belirsizlik karşısında bencilce, saldırganca ya da pasif davranmamıza neden olabilir…

Örneğin bir isteğimizin karşılanmasına dair belirsizlik durumunda ne kadar sabırlı davranıp şartlara uyarak isteklerimizi bekletebiliyoruz, bir gözlemleyelim kendimizi.

Burada ihtiyaçlardan değil isteklerden söz ettim ancak birincil ihtiyaç olmadıkça bazı ihtiyaçlar da kontrollü bir şekilde ertelenebilir. Birincil/temel ihtiyaç olmadıkça ihtiyaç dediğimiz şey görecelidir, kişiden kişiye değişir.

Bu konuya yaklaşımımızı hayatımızda uygulamalı olarak yerleştirmek için Maslow’un ünlü “İhtiyaçlar Hiyerarşisi”nden yararlanabiliriz. Maslow bu hiyerarşiyi kurarken piramit şeklinden yararlanmıştır. Şekil burada önemlidir. Zemini tutan ve zemine yayılan en temel şey fizyolojik ihtiyaçlardır. Nefes almaktan yeme içemeye kadar her şey. Bir üst sırada güvenlik yer alır. Buradaki güvenlik, birincil ihtiyaçlarla bağlantılı olarak sağlık, beden, barınma, aile, iş vb.dir. Ardından sevgi/aidiyet, özsaygıyı ve özgüveni de kapsayan başkalarına saygı duymayı ve saygı duyulmayı da içeren saygınlık ve en tepede kendini gerçekleştirme vardır. Buradaki ihtiyaçlarımız da erdemlilik, yaratıcılık, önyargısızlık, problem çözücülük, hakikati kabul eder olabilmektir.

Bu piramitte önemli olan şudur ki “Kendini gerçekleştirme” aşamasında problem çözmek, erdemli davranmak gibi özellikler bizim belirsizliklerle baş edebilme kabiliyetlerimizdir aynı zamanda. Ancak bir şartla, hiyerarşik listenin geri kalanındaki ihtiyaçları karşılayarak. Bunu karşılamanın yolu da kişinin kendi ihtiyaçlarını, başkalarından beklemeksizin karşılamak üzere çalışmasıdır, çalışmalar yapması, kendi kendinin yetişkini olmasıdır. Belirsizlikler karşısında esnek olabilmek, dayanıklı olabilmek için birincil ihtiyaçlarımızı yeteri kadar (Ne çok fazla ne çok az) karşılamalı, devamında sosyal ve içsel iletişimi kurmalıyız. Önce kendimizle sonra dünya ile…

Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi

3. Çerçeve

Bizi çerçeveleyen sıcak, yumuşak, nemli, sessiz anne karnından bir boşluğa ve belirsizliğe doğarız. Anne karnındayken sınırlar bellidir, hareket alanımız sınırlıdır. Doğduğumuzda ise boşluk, evrenin oluşumundaki gibi uçuruma benzer ve gözleri kör edercesine bir aydınlık. Ve hemen sonra anne kucağı ile çerçevelenmek, sarılıp sarmalanmak. İşte belirleyicilik başlamıştır.

Büyüdükçe çerçeveler soyut bir hale gelir. Yapabileceklerimiz ve yapamayacaklarımızı bilmek isteriz. İsyan ediyormuş gibi görünsek de bazı durumlarda sınırsız özgürlüğümüz olsun istemeyiz çocukken. Mesela bir çocuğa “Dilediğini yemekte özgürsün, başının çaresine bak.” demek başlangıçta belki onu mutlu edecektir ama en fazla birkaç öğün bu durumla idare edebilecektir. Başının çaresine bakmaya devam etse bile bu durum onda önemli psikolojik izler bırakacaktır. Bu çocuğun sadece ihtiyaçlarını karşılamak ile ilgili değildir, bir yandan da onun çerçevenlemesi, kendini belli bir alanda hissetmesi ve güven tesis edilmesiyle ilgilidir. Onla ilgilenen, onun beslenmesini, büyümesini düşünen biri var hissi güven verir, bir belirsizlik konusu ortadan kalkar, çerçevenin içindeki alanda iyi hisseder.

Bizler yetişkin olmaya başladıkça bu çerçeveleri kendimiz inşa etmek durumundayızdır. Bu, yetişkinliğin bir göstergesidir. O nedenle “Kendi kendinin yetişkini olmak” önemlidir. İhtiyaçlarımızı karşılayabilmek, belirsiz/güvensiz hissettiğimiz durumlar karşısında kendi kendimize yetebileceğimiz bilgisini bize verir. Biliriz ki biz başımızın çaresine bakabiliriz.

Belirsiz bir durum karşısında sakin, gözlemci, kendimiz için oluşturduğumuz, çerçevelediğimiz güvenli alanda bekleyebilmeyi; durumların belirginleşmesini sakince gözlemlemeyi ve kabullenmemiz gereken durumları kabullenebilmeyi kendi ihtiyaçlarımızı karşılamayı başardıkça bünyemize yerleştiririz.

4. Esnek dayanıklılık

Katı olan kırılmaya muhtaçtır. Esnek olan ise dayanıklıdır. Tavizsiz cümleler kuruyorsak bu bize tavrımız ve tutumumuza dair fikirler verebilir. Cümlelerimizde ne kadar keskin, katı kelimeler kullandığımıza dikkat edelim. Mesela şu sözcükler ağzınızdan çıkıyorsa bir an düşünüp cümlenizi, yaklaşımınızı gözlemleyin, üzerine düşünün: “Asla, nefret ederim, kesinlikle, katiyen, aşırı, mümkün değil, imkansız…”

Peki bu gözlem bize ne sağlar? Aslında yaptığımız şey basit bir farkındalık çalışmasıdır. Kendini bilmekle yine ilişkilidir ağzımızdan çıkanı kulağımızın duyması. Kullandığımız cümleler, konuşma dilimiz bizim tutumumuz hakkında bilgi verdiği gibi, tersten düşünürsek konuştuklarımız iç dünyamızı ve çevremizi de etkiler. İçten ve dıştan karşılıklı bir etkileşim vardır. Bu nedenle iç iklimimizi tanımak, iç dünyamızı yatıştırmak, sakinleştirmek zihinsel süreçlerimizle, zihnimizin diliyle, düşünce dilimiz ve buna yansıyan konuşma dilimizle de ilgilidir. İç iklimimizi düzenlemenin güzel yöntemlerinden biri, meditasyondur.

 

Okuma Önerisi: Mindfulness İşbaşında

 

Meditasyon bizi kendimize yaklaştırır. Uygulama yöntemi ne olursa olsun, her gün düzenli olarak belirlediğiniz süre çerçevesinde meditasyon yapmak zihnin esnekliğini sağlamaya başlar. Esneklik bize belirsizlik karşısında katı ve kırılgan değil eğilip bükülebilen bir bünye kazandırır.

 

Uygulama Önerileri:

Beden Farkındalığı Meditasyonu (Podcast)

Beş Duyu Meditasyonu (Video)

 

5. Kişisel pratik

Bir yogaseverin gönlünde yatan kişisel pratik her gün düzenli olarak ev pratiğini oluşturmaktır. Hayata kolayca geçirilebilecekken kafada çok büyütülen, zorlaştırılan bir şey haline gelebiliyor ev pratikleri.

Kendimize her seferinde “Gelecek hafta kesin evde yoga yapmaya başlıyorum” diyerek o anın niyetini erteleyebiliyoruz mesela. Oysaki her gün evde yoga yapmaya gerek yok. Haftada bir günle, sonra haftada iki ve üç günle de devam edebiliriz. Hiç olmamasındansa bir olması daha iyi değil mi?

Tek kişisel pratik alternatifi elbette yoga değil. Meditasyonu da kişisel pratiğiniz olarak kabul edebilirsiniz, minyatür bir Zen Bahçesi ile meşgul olmak, bir müzik aleti öğrenip düzenli olarak onunla çalışmak da birer kişisel pratiktir. Burada sihirli kelime “düzen”. Kişisel pratikte düzen bize belirsizlik konusunda idmanlı zihin kazandırır. Mucize olmasını beklemeyin, sadece sabırla bir kişisel pratik edinin, gerisini zihinsel mekanizmaya bırakın. O öğrenecektir ve esnek dayanıklılığınızı destekleyecektir.

Kişisel pratiğinize Mini Zen Bahçeleri uğraşını ekleyerek kendinize meditatif bir alan yaratabilirsiniz:


Ayrıca kişisel Yoga pratiklerinizde kişisel matınız ile çalışmak sizi motive edecektir.

6. İçgörü

Esnek dayanıklılık için yapacağımız çalışmalar ve kişisel pratikler bize kendimizle bağ kurmanın yolunu açar. Kendini bilmekle, kendini tanımakla doğrudan ilişkili olan içgörü, bizi kendimize yaklaştırır.

Belirsizlik karşısında neler hissettiğimizi, nasıl davranacağımızı bilmek, durumları değiştirmeye çabalamak yerine öncelikle kendimizi konumlandırmak, pozisyon almak, çerçevemizi çizebilmek; nerede nasıl düşünüp davranacağımızı bilmektir. Bunun sonrasında yapacağımız ise dış dünyaya yönelmek, dış dünya ile iletişim kurmak, uygunsa belirsizliği ortadan kaldırmak ya da durumu kabullenmek üzere harekete geçmektir. İçgörü kazanmak için yine kendilik işçiliği gereklidir elbette. Burada kişisel önerilerimden biri de konuşma terapisi. Serbest çağrışım yöntemini kullanan iyi bir analist eşliğinde günlük hayatımıza, yaşamımızda olan bitene, ilişkilerimize ilişkin serbest çağrışımlı konuşmalar bir süre sonra bizi iç dünyamıza götürecektir. Burada kendi sesimizden duygu durumlarımızı duymanın ne kadar etkili olduğunu anlatmak, sözlerin ötesindedir. İşte böyle bir çalışmayı yoga pratikleri, sanat, spor gibi kişisel uğraşlarla ve farkındalık, odaklanma gibi meditatif çalışmalarla desteklemek bize belirsizlikler karşısında müthiş bir esnek dayanıklılık kazandıracaktır.

 Meditasyona hazırlık için bulunduğunuz alanı hazırlamak, mekanın havasını temizleyip tazelemek önemlidir:

 7. Çabasız çaba

Bu noktaya gelene kadar aslında yoğun kendilik çalışmalarından söz ettim. Bunlar disiplinli, düzenli çalışmalar gerektirir ama düzene girdikten sonra yapmak zorunda olduğumuz görevler değil, bize dair, bize ait kendiliğindenlikler haline gelir. Gayret, uğraş, çalışma devam eder ama çabasızca.

Artık böyle bir durumda belirsizlikler bize dokunmaz. Bir şeylerin hemen o anda oluvermesiyle değil, işimiz her ne ise onu en iyi şekilde yapmaya, günlük rutinlerimiz içinde ritüeller bulmaya ve beraberinde olumlu düşünmeye, güvensizlik hissinden ziyade rahat ve kendiliğinden bir şekilde ihtiyaçlarımızı karşılamaya, belirsizlik durumunun bizi savurmasındansa eğilip bükülebilmeye başlarız. Çabasız çaba bize bunu getirir. Bizi çabasız çabaya götüren ise kendilik işçiliğine durmaksızın, sevgiyle, şefkatle devam etmektir.

 

Nilüfer Eyiişleyen, Yoga&Meditasyon Üzerine Çalışıyor.

yogabiz.pro 

 

*Niyamalar için yararlanılan kaynak: Sanskrit Yoga ve Vedanta Sözlüğü, Damla Dönmez, Canan Emir.