İçinizden “Keşke sadece dört şey olsa, yapmam gereken yüzlerce şey var”, diyebilirsiniz.

Ya da belki de bir şeyler yapmaktan veya bir türlü yapmadığınız şeyleri düşünmekten çok yoruldunuz, başlık size itici geldi!

Bahsedeceğimiz o dört “şey” ise o kadar temel ki, bunlara göre hayatımızı düzenlemediğimizde yaşamımız karmaşık hale geliyor ve laf aramızda biraz da tatsız geçiyor.

Elbette hayata bakışımıza, kendimizi anlamlandırmamıza göre her birimizin önceliği birbirinden çok farklı; birimiz için temel olan, diğerimiz için listenin sonunda gelebilir. Ve fakat işte, öyle şeyler var ki, sağlıklı, huzurlu, kendi gerçeği ile uyumlu bir hayat sürmek için olmazsa olmaz durumunda…

Gelin neymiş onlar, beraberce bir bakalım, sonrasını da düşünelim:

“Benim için bu maddeler geçerli mi?”, diye…

İnceleme Önerisi: Meditasyon pratikleriniz öncesi mekanın havasını temizlemek için

  1. Hayatınızın sorumluluğunu alın

Yeni doğan bebekler hayatta kalabilmek için fiziksel ve psikolojik bakıma muhtaçtırlar. Bu o kadar büyük ve köklü bir ihtiyaçtır ki, bu dönemde aldıkları bakımın kalitesi, sonraki yaşamlarını derinden etkiler.

Sadece gıda, temizlik, uyku, güvenli barınma gibi temel ihtiyaçlar değil, bu ihtiyaçları karşılan bakım verenin sevgisi, şefkati, ilgisi de bebek için çok önemlidir.

Bebeklik, çocukluk dönemlerimiz bizim sinir sistemimizin, hormonal yapımızın, bir nevi kişiliğimizin oluştuğu yıllardır.

Şu çok güzel cümlenin açıkladığı gibi:

“Sinir sisteminiz sizinle aynı evde büyüdü.”

Bebekliğimiz, çocukluğumuz harika geçmiş olabilir, o döneme ait pek çok yetişkin halimizde bile bizi sinirlendiren, korkutan, hatta donduran anılarımız olabilir.

Kişiliğimizin bizi zora sokan, hayatımızı zorlaştıran alışkanlıklarımız, duygu sarmallarımızın kökenleri çocukluğumuzdan gelebilir.

Bir bebek, bir çocuk, bir genç ailesinin karşısında her zaman güçsüz, savunmasızdır; sadece ailesinin ona sunduğu şartlara göre kendini korumak için kendince adaptasyon stratejileri geliştirir. Bu adaptasyon stratejileri bazen uyumu olmak bazen de isyan etmek şeklinde olabilir. Bir çocuğun, bir gencin psikolojik ve fizyolojik olarak henüz gelişmelerini tamamlamamış olduklarını düşünürsek, hayatlarının sorumluluğunu almaları beklenemez.

Yetişkin olduğumuzda ise, çocukluğumuzda tohumları atılan kişiliğimiz mucizevi bir biçimde değişmiyor. Kişiliğimizin temelli o dönemde nasıl atıldıysa biz de o temel üstüne kuruyoruz “evimizi”, yani kişiliğimizi.

İşte o temellerimiz, hayatımızın yetişkinlik dönemlerinde bizi yeterince desteklemiyor olabilir; zaman zaman kendimizi çekingen, korkak, yeteneksiz, her durumda şanssız, tembel vs. olmakla suçlayabiliriz.

Ya da…

Ailemizi, çocukluğumuzun geçirdiğimiz sosyal çevreyi, belki ülkemizin şartlarını suçlar, faturayı onlara keseriz.

Ve biliyor musunuz, bunu yapmakta haklıyız da…

Huzurlu, sevgi dolu bir ailede, sosyal refahı yüksek bir sosyal çevrede (ülkede) geçen bir çocuklukla, huzursuz, sevgisiz bir ailede sosyal refahı düşük bir çevrede (ülkede) geçen çocukluk arasında ilerde kendimizi nasıl hissedeceğimiz açısından büyük bir fark vardır.

Ama işte…

Hayatımızın sorumluluğunu almak, her şeye rağmen, kendimizi desteklemek, sevmek, sarıp sarmalamak demektir.

Geçmişimizin üstünü örtmeden, oradaki hikayeye kulak vererek, gereken destekleri alarak, bu günümüzün tüm sorumluluğunu almalıyız.

Hayat, başına gelenler için devamlı başkalarını suçlayan yaşı büyük insanlarla dolu. Yetişkin olmak ise özenli, dikkatli, şefkatli bir ebeveyn gibi kişinin kendisiyle ilgilenmesi ve sorumluluğu almasıdır.

Kişiliğimizin bazı tarafların, bazı alışkanlıklarımızın gündelik hayatımızı zora soktuğunu fark etmek bu konuda atacağımız büyük bir adım aslında.

Daha sonrasında bu alanlarda yapmak istediğimiz, ihtiyaç duyduğumuz değişiklikleri nasıl yapabileceğimizi düşünmemiz gerekli.

Şu üç soru belki işimize yarayabilir:

  • Hayatımın sorumluluğu almak için neye ihtiyacım var?
  • Hayatımın sorumluluğu almak için kendimi nasıl desteklerim?
  • Hayatımın sorumluluğunu almak için neyi bekliyorum?

Kendimize biraz uzaktan bakmak, ihtiyaçlarımızı, zorlandığımız alanları görmeye çalışmak, güçlü yanlarımızdan destek almak, zaman zaman uzmanlara danışmak kendi sorumluluğumuzu alabilmek için bir başlangıç, ne dersiniz?

Yetişkin olmak, hayatının sorumluluğunu almak ile ilgili önereceğimiz kitaplar:

Yerdeniz Üçlemesi, Ursula Le Guin

  • Yerdeniz Büyücüsü
  • Atuan Mezarlığı
  • En Uzak Sahil
  1. Hayallerinizi ertelemeyin

Peki hayalleriniz ne? Neyi en çok hayal ediyorsunuz? Bu hayaller sizi mutlu ediyor mu? Hayalleriniz ve gerçeğiniz arasındaki fark büyük mü? Şöyle %100 gerçek olacağını bilseniz neyin gerçekleşmesini isterdiniz?

Bazı insanlar, klişe bir deyimle hayallerinin peşinden giderler. Bazılarımız ise sadece hayal kurarlar, onların gerçekleşmesi için gereken adımları bir türlü atamazlar.

Neden sizce?

Hayallerinin peşinden giden kişiler:

  • Kendi içlerindeki yapabilme gücüne inanırlar
  • Hayallerini parçalara bölerler, küçük bir parçadan başlayarak çalışırlar
  • Sistematiktirler
  • Disiplinlidirler, kendilerine uygun çalışma programı çıkarırlar
  • Zaman zaman zorlanacaklarını bilirler, bundan korkmaz, zorlanmanın işin bir parçası olduğunu bilirler ve üstelik bundan zevk alırlar
  • Sonuca değil, sürece odaklanırlar, süreçten zevk alırlar. Zevk aldıkları için devam ederler

Hayallerini gerçekleştirmek için adım atamayan kişiler ise:

  • Hayallerini gerçekleştirmek için yeterince güçlü hissetmezler
  • Süreç gözlerinde büyür
  • Nerden başlayacaklarını bilemezler
  • Zaman zaman çok hevesli olsalar da disiplinle her gün bir şey yapamazlar
  • Zorlandıklarında vazgeçerler
  • Sonuca odaklanırlar; başarısız olma, beğenilmeme ihtimali gözlerini korkutur.
  • Hayal ettikleri şey gerçekten hayalleri değildir aslında; belki aileleri ya da yakın çevrelerinden etkilenerek o hayale, amaca tutunmuşlardır. İçten bir çağrı olmadığı için hayallerine sahip çıkamazlar
  • “Benim başıma iyi bir şey gelmez” gibi  ve benzeri gerçek dışı inançları vardır.

Bazılarımızın iç sesi destekleyici, güçlendirici, kişiliği ise zorluklardan yılmak bir yana zevk alan bir şekilde gelişiyor, maalesef bazılarımızın içinde ise “yapamazsın, beceremezsin” diye söylenen bir ses var. Zorluklardan çabuk pes eden, başına iyi bir şey gelemeyeceğini, şanssız olduğunu düşünen pek çok insan var.

İşte burada birinci maddeye dönmemiz gerekiyor yani, hayatımızın sorumluluğu almaya.

Hayallerimizin, yani derinden gelen o iç çağrının sorumluluğu almak, bu çağrıyı gerçekleştirmek için emek vermek, hem çok kıymetli hem de çok güçlendirici.

Kimse doğuştan lanetli ya da başarısız olmak için doğmuş değil.

Kendi hayallerine uzak düşmüş bir kişi, bu halin eksikliğini hep içinde taşır.

Huzurlu, sağlıklı, kendini anlamlı ve tam hissedebilmek için hayallerimize kulak vermeli ve bu hayallerin ete kemiğe kavuşmaları için elimizi taşın altına koymalıyız.

Kendimize bunu borçluyuz.

Önerdiğimiz film

Revolutionary Road, Hayallerinin Peşinde

İnceleme Önerisi: Yoga pratiklerinizin en yakın arkadaşı 

  1. Bedeninize iyi bakın

Bu konuya diğer blok yazılarımızda sık sık değindik, tekrar edelim; bedenin ihtiyaçları bellidir ve bu ihtiyaçlarla inatlaşırsak, kazanan biz olmayız. Sağlık tarihçemizle, yaşımızla, genel kondisyonumuzla uyumlu bir egzersiz planı, mümkün olduğunca doğal beslenme, sağlıklı bir uyku düzeni, hareket-dinlenme dengesini hayatımızda oluşturmamız çok kıymetli.

Hindistan, Çin gibi kadim uygarlıklar insan sağlığına bütüncül olarak bakarlar; fiziksel beden ile, duygusal durumumun ve zihinsel süreçlerinin birbirinden ayrılamayacağını söylerler. Midede sorun varsa, düşünce biçimi de etkilenir ya da zaten olaylara yaklaşımımız, duygusal durumumuz bizim midemizi etkilemiştir.

Bedenimiz uzunca bir süre “kötü bir bakımı” tolere edebilir, ama eninde sonunda tıkandığı, sağlıklı bir biçimde işleri yürütemediği bir noktaya gelecektir.

Alışkanlıklarımız bizi bu noktaya getirmesini beklemeden, sağlıklı bir yaşama başlamayı ertelemeden, bu dünyadaki tek gerçek evimiz olan bedenimizin sorumluluğu almamız gerekiyor.

Yoga, meditasyon pratikleri, beslenme alışkanlıklarında yapılan değişiklikler, uyku düzenini sağlıklı bir hale getirmek, hareket etmek ve kendimizle bağ kurmak atacağımız müthiş adımlardır.

Aşağıda önereceğimiz bazı kitaplar, insan sağlığına bütüncül yaklaşmanın önemini daha iyi anlatacaktır.

  • Vücudunuz Hayır Diyorsa, Gabor Mate
  • Beden Kayıt Tutar, Bessel Von der Kolk
  • Beyin-Bağırsak Bağlantısı, Dr. Emeran Mayer
  • Beynini Doğru Besle, Dr. Banu Taşçı Fresko

İnceleme Önerisi: Su içmeyi teşvik etmenin en güzel yolu

  1. Konfor alanınızdan çıkın

Konfor alanlarımız mıknatıs gibi bizi çeker; çünkü konfor alanlarımızda kendimizi rahat, güvende, iyi hissederiz.

Konfor alanlarımız bizim güvenli yuvamız gibidir; orada yeniden öğrenmemiz gereken bir dil, bir beceri, kendimizle yüzleşmemizi gerektirecek bir geçmiş, kaçmak istediğimiz sorunlar, kendimizi yeniden ispat etmemiz gereken bir kariyer yoktur. Sadece bildiğimiz, tanıdığımız insanlar, süreçler, akış vardır.

Konfor alanlarımız rahatlatıcı ve güven vericidir dedik ama insanı ilerletici, geliştirici, tazeleyici değildir.

Yılların birikimiyle oluşmuş bir alışkanlık yumağı vardır orada ki, bu elbette asla kötü bir şey değil.

Ama bir ömür devamlı aynı akışta geçtiğinde enerjimizi çökmüş, görüş açımızı daralmış, duygusal hallerimizi kısıtlanmış hissederiz.

Sağlıklı bir yaşam enerjisi için hem konfor alanlarına hem de “bilinmez” alanlara ihtiyacımız var.

İzleme Önerisi:

Korra Efsanesi

 

 

Çağla Güngör

Yin Yoga ve Mindfulness Öğretmeni

Yogabiz.pro