Dışarıdan güçlü görünebiliriz.

Rahat, başarılı, ne istediğini bilen, istediklerini daima elde eden, çalışkan, dinamik, enerjik, disiplinli, sert…

Görünebiliriz…

İçerde ise, kişiliğinizin kimsenin göremediği gizli bölgelerinde kırılgan, alıngan olabilir, yetersiz, yorgun, tükenmiş, isteksiz, güçsüz, devamlı çabalamak zorunda hissedebilirsiniz.

Bir kişilikte iki hali de taşımak mümkün:

Dışarıdan bakıldığında parıltılı ve güçlü…

İçeride hissedilen ise, bedbahtlık ve güçsüzlük…

İçeriyi, iç benliğimizi güçlendirmediğimiz sürece dışardan nasıl görürsek görünelim, ne denli başarılı bir hayatımız olursa olsun, kendimizi yeterli, tamamlanmış, mutlu ve huzurlu hissetmemiz zor.

Dr. Lindsay Gibson “İç Benlik” kavramını, “Tüm yaşamı içine alan, ancak yaşamla değiştirilemeyen içsel bir tanık, varlığımızın özü”, olarak tarif ediyor.

İnceleme Önerisi: Odaklanmak için doğal kokulardan destek alın.

Bizler gözlerimizi bir insan topluluğunun içine açıyoruz; ailemizin.

Yetişme çağındayken eğilimlerimiz, düşüncelerimiz, duygusal tepkilerimiz, ihtiyaçlarımız sevgiyle ve keyifle destekleniyorsa kendimiz hakkındaki düşüncemiz sağlıklı, rahat oluyor. Kendimize karşı öz saygı, öz şefkat ve öz sevgi geliştirmemiz kendiliğinden oluyor.

Ama eğer şanssızsak erken çocukluk dönemimizde kişiliğimiz, tercihlerimiz, düşüncelerimiz devamlı yetersiz görülüp, eleştiriliyor, desteklenmiyor, itiraz ediliyor ya da değiştirilmeye çalışılıyorsa kendimizi değersiz, eksik, yetersiz hissediyoruz.

Yetersiz ve değersiz olma halinden çıkmak için verdiğimiz mücadele ile “dış dünya” kıstaslarına göre çok başarılı görünebiliriz ama bu görünen başarıları iç dünyamız  mutlu olması için yeterli olmayabilir.

İç benliğimizin mutlu ve huzurlu olabilmesi için kendini güvende, değerli ve kıymetli hissetmesi gerekli ve çok ilginç durum, dış dünyadaki başarılar, takdirler iç dünyamızı çok ilgilendirmiyor.

İç benliğimizin kendini yeterli ve huzurlu hissedebilmesi için başarılı olmaktan ziyade duyulmaya, sevilmeye, şefkat ve anlayış görmeye ihtiyacı var.

Gelin şimdi iç benliğimizi güçlendirmek için 5 aşamalı bir yol haritası yapalım.

  1. Fiziksel bedeninin tepkilerini fark et.

Her sabah uyandığımızda o güne dair genelde bir ajandamız vardır; yetiştirilmesi gereken işler, görüşülmesi gereken kişiler, tamamlanması gereken projeler, keyif zamanları vs.

Tüm bu akışı neredeyse tamamen zihnimiz ile yapıyoruz, bedenimiz sadece bize eşlik ediyor. Oysa hayatı gerçek anlamda bedenimiz aracılığı ile deneyimliyoruz. Örneğin çok iyi bir işimiz olabilir, maaşımız, statümüz herkesi imrendirebilir ama o işle ilgili gerçek duygumuzu bedenimiz verir; devamlı karnınız, başınız mı ağrıyor, omuzlarınız, çeneniz gergin mi? E, var orda bir şey o zaman!

Çalışma şartlarımız ne kadar iyi olursa olsun bedensel olarak sıkıntı hissediyorsak sistemimizin bir sorun algılıyor demek olabilir; ya çok çalışıyoruz, ya yaptığımız işten tatmin olmuyoruz, vs.

Günlük hayat akışı içinde fiziksel bedenimizin hislerini fark etmek ve onu rahatlatmaya çalışmak oldukça kıymetli.

Dış hayatta olup bitenin gerçekte bizi nasıl etkilediğini en samimi biçimde bedensel hislerimizle anlayabiliriz.

Bedenimiz adeta bizim bilinç dışımız gibidir. İç benliğimize uygun olmayan her yaşantı, deneyim bedenimize yerleşir, bedenimizde karşılığını bulur; aile ortamında kendini rahat ifade edemediğimizi mantıksal olarak açıklasak bile ifade bulamamış gerçeğimiz, boğazımızda, bağırsaklarımızda, karnımızda belki de kendini gösterecektir.

Gün içinde bedenimizi, hislerini, fark etmek iç benliğimizi anlayabilmek için oldukça önemli.

Fiziksel bedenimizi iyi hissettirmek için yapacağımız her şey iç benliğimizi de güçlendirecek ve destekleyecektir.

İnceleme Önerisi: Yoga yapmak fiziksel bedenimle bağ kurabilmek için en şefkatli yol

  1. Bütün duygularını kucakla, güçlü duygularından korkma

Duygularımızı iyi ve kötü diye ikiye ayırırız. Devamlı iyi, mutlu, neşeli hissetmek isterken, kötü, mutsuz, endişeli, öfkeli, hissetmekten kaçınırız.

Hatta adeta hayatta yaptığımız her şey mutsuz olmaktan kaçınmak içindir neredeyse.

Oysa duygular iç benliğimizden gelen mesajlar sadece. Onları kategorilere ayırmak yerine ne diyorlar, bize hangi mesajları iletiyorlar konusuna eğilmemiz gerekli.

İş yerinde mutsuzsak, “Aman böyle bir dönemde insanın işinden mutsuz olması sadece şımarıklık” diyeceğimiz yere, bizde neyin mutsuzluk yarattığını anlamaya çalışmak çok kıymetli.

İşten haldır huldur ayrılmaya hiç gerek yok elbette. Burada insanın kendiyle yakın arkadaş olmasından, dertleşmesinden sorunlarını duru bir görüşle görebilmesinden bahsediyoruz.

Bizler genelde kötü diye adlandırdığımız duygularımızı ya görmezlikten geliyoruz ya da onları rasyonalize etmeye çalışıyoruz.

Ama içinde bulunduğumuz durum ne olursa olsun, itiraz ve manipüle etmeden, dikkatimizi başka yöne çevirmeden duygularımızı anlamaya çalışmak kısa vadede çözüm bulamasak bile içten içe bizi çok kuvvetlendirecek bir süreç olacaktır.

Hissettiklerimizden korktuğumuz ya da çözüm bulamadığımız için kaçmak bizi “gerçek bizden” uzaklaştıracaktır.

Yeme ya da alkol bağımlılığı gibi pek çok bağımlılık, kişilerin başa çıkmakta zorlandıkları duygulardan kaçmak için buldukları “zevkli ve rahatlatıcı” dikkat dağıtıcılar aslında.

Bizi korkutan hallerimizle, hislerimizle, duygularımızla kalabilmek, onların bize anlatmaya çalıştıklarına kulak verebilmek iç benliğimizi çok güçlendirecektir.

Meditasyon ve terapi bu konuda bizi çok destekleyecektir.

Kendimizi her türlü dış uyarıcıdan sıyırmış bir biçimde meditasyon yaptığımızda elbette hatırlamak ya da düşünmek istemediğimiz pek çok can sıkıcı düşünce zihnimize üşüşecektir. Ama işte işin püf noktası da burada; tüm bu düşüncelere rağmen, o düşüncelerle birlikte meditasyon pratiğine devam etmek zor duygularımızı hazmetmemizi kolaylaştıracaktır.

Meditasyon Pratiği: Farkındalık Çarkı Meditasyonu

  1. Kendini eleştirmeye, yargılamaya, başkalarıyla kıyaslamaya son ver

Bazen asla bir arkadaşımıza söyleyemeyeceğimiz şeyleri kendinize kolaylıkla söylediğiniz oldu mu? Çoğumuzun olmuştur…

Pek çok insanın içinde sanki bir düşman oturuyor; devamlı eleştiren, asla beğenmeyen, kibirli, kaba, küstah bir düşman.

Uzmanlar, çocukların yetiştiği aile ortamının düşünce biçimleri, konuşma ve kendini ifade şekillerini doğrudan etkilediğini söylüyorlar. Bir çocuk devamlı eleştiriliyorsa, yargılanıyor ve başkalarıyla kıyaslanıyorsa kendi iç sesi de aynı şekilde konuşmayı öğreniyor.

Eğer sizin de içinizde devamlı böyle bir ses varsa, iradi olarak kontrolü ele geçirin ve bu sesin söylediklerine inanmayın. İlk başta değiştirmeye çalışmak işe yaramaz; siz sadece inanmayın.

Doğru değil o ses!

Kimse devamlı aptal, şansız, beceriksiz olamaz… Zaman zaman hepimiz aptallık, beceriksizlik yaparız, talihsizlikler peşimizi bırakmaz. Ama hiçbirimiz devamlı böyle olamayız!

O sesi duyun, sizinle nasıl konuştuğunu fark edin ama o sese inanmayın.

Kişinin kendi hatalarını, eksikliklerini açık yüreklilikle görebilmesi çok kıymetli bir özelliktir. Bu kıymetli özelliğin hiçbir şeyi beğenmeyen, her şeye dudak büken, hep daha fazlasını talep eden anlayışsız yaklaşımla karıştırmamak gerekli. Mantıklı bir eleştirel yaklaşım bizi destekler, körü körüne yapılan eleştiri, yargılama ve kıyaslama ise çökertir ve tüketir.

Bazen hiç hoşlanmadığımız bir kişiye bile kibar, anlayışlı ve şefkatli davranıyoruz, kendimize niye böyle davranmayalım ki?

  1. İhtiyaçlarını belirle, önceliklerini belirle

İçinde bulunduğumuz toplumda, kişinin ihtiyaçlarını öncellememesi adeta ayakta alkışlanır; yani o kişi o kadar bencillikten uzaktır ki, kendini hiç düşünmeden başkaları için çalışır, uğraşır, didinir. Özellikle anneler bu övgüyü sık sık alırlar.

Oysa bir kişinin kendi ihtiyaçlarını görmeden ya da daha da üzücüsü kendi ihtiyaçlarını önemsemeden yaşaması kendine yaptığı en büyük kötülüktür.

Biz hayata fiziksel bedenimiz ve duygusal bütünlüğümüz ile katılıyoruz. İhtiyaçlarımızın ne olduğunu görebilmek yola sağlıklı, verimli ve mutlu bir şekilde devam edebilmemiz için çok önemli.

Ama sanmayın ki ihtiyaçlarını görebilmek ve kabul edebilmek kolay bir şey.

Bazen kendimizle bağımız o kadar kopuk oluyor ki, aslında neye ihtiyacımız olduğunu anlayamıyoruz bile.

Şöyle zaman zaman sakince, tek başımıza bir köşeye çekilip, “Nasıl gidiyorum, iyi miyim, neye ihtiyacım var?” diye düşünmek için kendimize fırsatlar yaratmak bizi çok destekler.

Bazen de hissettiğimiz güçlü rahatsız edici duygular da bize neye ihtiyacımız olduğunu anlatmaya çalışabilir.

Sadece kulak vermek gerekli işte.

İnceleme Önerisi: Great Loom Mini Zen Bahçeleri hayal etmek

  1. Yaşamak istediğin hayata dair hayal kur.

Hayal kurmak toplumumuzda küçümsenen bir şey. Tembellik yapmak, çok kıymetli vakti boşu boşuna harcamak, gerçeklikten kaçmak gibi algılanıyor. Şimdi düşünün bir:

Üniversite sınavlarına hazırlanan bir çocuğunuz var, elinizde elma dilimleri ve cevizlerle odasına gidiyorsunuz, sanıyorsunuz ki çalışıyor, ama onu yatağında uzanırken buluyorsunuz. Gayri ihtiyari “Ne yapıyorsun?”, diye sorduğunuzda da “Hayal kuruyorum”, cevabını alıyorsunuz. Tepkiniz ne olur?

Elbette önemli bir sınava hazırlanırken çocuğumuzun devamlı hayal kurması endişe verici olabilir.

Ama böyle bir süreçten geçerken sık sık hayal kurmasını teşvik etmemiz destekleyici olacaktır.

Neden mi?

Çünkü hayal kurarken aslında istediğimiz hayatı tasarlarız. Hayal kurarken neyi istediğimizi ya da neye ihtiyacımız olduğunu daha rahat görürüz.

Yaşamak istediğin evi hayal edebilmek için ilk önce beğenilerimizle bağ kurmamız gerekir.

Çoğu insan kendini o kadar dış dünya kalıplarına kaptırıp yaşıyor ki hayal kurmak bile onun için zor, hatta imkansız oluyor.

Zihninde “Herkes ne der?” kısıtlamalarını kaldırıp özgürce, iç sesinin rehberliğinde hayal kurduğunda göreceksin ki pek çok zihinsel kısıtlama zamanla kendiliğinden kalkacaktır.

Hayallerimiz bazen çılgınca ve gerçekleşmesi imkansız gibi görünebilir. Böyle durumlarda hayal kurmak gerçekten rahatlatabilir bizi.

Bir de aslında hayallerimizle tanışmak kendimizle tanışmak bir nevi.

 

Çağla Güngör

Yogabiz.pro