İçerikleri ne olursa olsun, bazı insanların ağızlarından çıkan cümleler etraflarına çok sert gelir.

Bazı insanların ise alaycı…Aslında amaçları sert, kaba ya da alaycı olmak değildir ama nedense etraflarından böyle algılanırlar.

Bazı insanlar vardır ki ama, en keskin, can yakıcı, moral bozucu gerçekleri bile son derece şefkatli, anlayışı ve dürüstçe dile getirebilirler. Bazılarımız konuşur da konuşur, bir türlü sadede gelemez, derdini anlatamaz, bazılarımız da anlaşılmayacağını düşündüğü için susar, hiç anlatmaz.

Oysa sözcükler, kendimizi ifade şeklimiz adeta bizim dış kapımız. Gelin görün ki, çok ilginç bir biçimde bazen ağzımızdan çıkan sözcükler, ses tonumuz, genel olarak kendimizi ifade etme şeklimiz, niyetimizle örtüşmüyor.

Mesela aslında kavga etmek niyeti ile söylemediğimiz bir kelime kavga çıkmasına neden oluyor.

Elbette bir iletişim iki ya da daha fazla kişi arasında geçer. Bazen yanlış anlaşılmalar bizden, tavrımızdan bağımsız olarak da gerçekleşebilir.

Şimdi biz kendi iletişimimizden sorumlu olalım ve kendimize şu soruyu soralım?

  • Kendimi iyi, yeterli ifade edebiliyor muyum?
  • Karşımdakine derdimi, söylemek istediğimi kalbime, zihnime, kendi gerçeğime uygun bir biçimde anlatabiliyor muyum?
  • Kendimle olan iletişimim nasıl?
  • Başkalarını dinleyebiliyor muyum?
  • Duygularımı net bir biçimde, abartmadan ya da onları zayıflatmadan kendime ve başkalarına ifade edebiliyor muyum?

İlgilenenler bilecektir bu sorular boğaz çakrasının da soruları. İletişim kurmak, kendini sağlıklı bir biçimde ifade etmek boğaz çakrasının ana görev alanlarından.

Aşağıdaki linkten boğaz çakrası ile ilgili daha detaylı bir okuma yapılabilir.

Bu yazıda ise Marshall B. Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim, Bir Yaşam Dili”, adlı kitabında ayrıntılarıyla anlatılan şiddetsiz iletişim yönteminin bel kemiği olan bir çatıdan bahsetmek istiyoruz.

Şiddetsiz İletişim Türkiye’nin internet sayfasına baktığınızda şiddetsiz iletişimi şöyle açıklıyor:

  • Kendi değerlerimizden ödün vermeden karşımızdakini empati ile anlamaya,
  • Karşımızdakini suçlamadan gerçek duygu ve ihtiyaçlarımızı açık yürekli bir dürüstlükle ifade etmeye odaklamaya yardım ederek,

Şiddetsiz İletişim’de önerilen iletişim dili kibar olma adına, kendi gerçeğinden uzaklaşmak değildir.

Karşındakinin de tıpkı bizler gibi, kendine ait duyguları, ihtiyaçları, beklentileri, düşünceleri olduğunu kabul etmek ve yargısızca iletişimi sürdürmeye gayret etmektir.

Şiddetsiz iletişim için, kibarlık değildir dedik ama kesinlik şefkatli bir dil ve yaklaşımdır.

İletişimi tuttuğunu koparmak, karşısındaki manipüle ve domine etmek, üstünlüğünü, zekasını ispat etmek için kullanmamak bizi, sosyal ilişkilerimizi çok zenginleştirecek bir tutumdur.

Bu tutumu hayatımıza geçirebilmek için de şefkatli, gözlemci bir yaklaşımı odağımıza yerleştirmemiz önemli.

İnceleme Önerisi: Çakra Kristalli Su Şişesi

Gelin şimdi sağlıklı bir iletişim kurmayı dört aşamada inceleyelim:

  1. Gözlem yapmak

Her birimizin hemen hemen her şeye yönelik bol bol yargısı vardır; kadınlar alışveriş sever, erkekler çapkındır, yogacılar sıkıcıdır, ergenler sinirlidir, Japonlar saygılıdır, Almanlar disiplinlidir.

Sağlıklı iletişimi ise, sipariş üzerine dikilmiş, çok iyi bir terzinin elinden çıkmış bir kıyafet gibi düşünebiliriz.

Sipariş üzerine dikilmiş bir kıyafet nasıl spesifik bir kişi için hazırlanmışsa, bizim iletişimimiz de karşımızdaki kişiye yönelik yargılarımızdan bağımsız, sadece o kişi ve belki o “an”a yönelik olmalıdır.

Gözlemci bir tavır, bizi yargılarımızdan uzaklaştıracak ve “şimdi” gerçekleşmede olan somut tavırlara odaklanmamızı kolaylaştıracaktır.

Dikkatli bir gözlemci olmak, o “an”a yönelik, “şimdide ve burada” olana hakim olmamızı sağlayacaktır.

İletişimimiz yargılarımıza değil gözlemlerimize dayalı olmalı ve kendimizi ifade ederken karşımızdakiyle yargılarımızı değil, gözlemlerimizi paylaşmamız çok önemli.

  1. Duygularımızı fark etmek

Bir olay “dış dünyada” gerçekleşirken onu nasıl gözlemliyorsak, aynı gözlemci tavrı kendi “iç dünyamızda da” devam ettirmek, kendi derinliklerimizde neler olup bittiğini anlamamızı sağlayacaktır.

Bir olay karşısında ne hissediyoruz? Kendi kendimize bu soruya dürüst ve şefkatli bir biçimde cevap verebildiğimizde, duygularımızı dışarıya da sağlıklı bir biçimde ifade edebiliriz.

Duygu dünyamız karışık olabilir; aslında öfke olarak yaşadığımız ve yansıttığımız duygumuzun altında olan gerçek duygumuz, derin üzüntü, korku, endişe, kendini güvensiz hissetme, hayal kırıklığı olabilir.

Peki biz duygularımızı iyi ayırt edemezsek sağlıklı bir biçimde kendimizi nasıl ifade eder ve iletişim kurarız, değil mi?

İster özel hayatımızda olsun, isterse iş hayatımızda kendimizi sağlıklı, verimli ve net olarak ifade edebilmek için duygu dünyamızı iyi bilmeliyiz.

Bizi bazen aniden sinirlendiren, öfkelendiren, korkutan bir olayla karşılaşabiliriz. Böyle anlarda hemen tetiklenmiş bir biçimde cebimizde taşıdığımız tüm yargılarımızla, otomatik pilotumuza bağlanarak tepki göstermek yerine, kendimize kısa bir “es” vermek ve “Şu anda ne hissediyorum” sorusunu sormak çok kıymetlidir.

-Ne hissediyorum?

-Nasıl hissediyorum?

Hemen tepki gösterdiğimizde aslında yüzeydeki duygumuzla tepki göstermiş oluyoruz. Kendimize bu soruları sorduğumuzda ve bu sorularla bir süre kalmak için kendimize zaman tanıdığımızda göstereceğimiz tepki ani tepki verdiğimiz zamanlarla kıyaslandığında çok daha sağlıklı, işlevsel ve gerçekçi olacaktır.

Kendimize bu süreyi tanıdığımızda duygularımız, düşüncelerimizin katman katman olduğunu görebiliriz.

Öfke gibi görünen bir duygunun altından hayal kırıklığı, tevazu gibi görünen bir duygunun altından ise öfke çıkabilir.

Sağlıklı bir iletişim ilk önce kendimizle derinden bağ kurmayla başlar. İyi, sağlıklı, şiddetsiz bir iletişimin ilk kaynağı kendi duygusal alanımızdır. Kendimiz üstüne çalışmadığımız sürece, kendimizi de net ve duru bir biçimde ifade edebilmemiz oldukça zor.

İnceleme Önerisi: Meditasyon ve yoga pratiklerinde önemli bir yardımcı

  1. İhtiyaçlarını fark et

Ruh sağlığı uzmanları bilincinde olalım ya da olmayalım yaptığımız her şeyin bir ihtiyacımızı karşılamaya yönelik olduğunu söylüyorlar.

Bizler kendimizi ve çevremizdekileri davranışlarıyla yargılamaya ve etiketleme alışkınız. Ama bu bakış açısıyla baktığımızda davranışlarımızın sadece sonuç olduğunu, asıl bakmamız gereken yerin ise “ihtiyaçlar” olduğunu görürüz.

Sağlıklı bir iletişim kurabilmek için önce ihtiyaçlarımızı fark etmek, daha sonra da ihtiyaçlarımızı karşımızdakini suçlamadan, onun da ihtiyaçları olduğunun bilincinde olarak net, duru bir biçimde ifade edebilmek önemlidir.

Pek çoğumuz derdini anlatmaya çalışırken karşısındakini fark etmeden de olsa suçlar; bu suçlamayı peş peşe talepler izler.

Oysa suçlamalardan ve aşırı beklentilerden arındırılmış bir biçimde ihtiyaçlarımızı önce kendimize daha sonra da karşımızdakine ifade edebildiğimde temiz, net ve şiddetsiz bir iletişimin kapısını da aralamış olacağız.

İnceleme önerisi: Çakra Sembollü Abalone Kolye

  1. İstek ya da ricalarımızda net olmak

Kadınlar için şu örneğin verildiğini pek çoğumuz duymuşuzdur:

  • Kadınlar size “Üşüdüm”, dediğinde sakın “Öyleyse git hırkanı giy”, demeyin size sinirlenirler; çünkü sizden tavsiye değil, gidip onlara hırka getirmenizi ve omuzlarına koymanızı beklerler.

Elbette bu örnek kadınlara yönelik pek çok önyargı barındırıyor, farkındayız.

Bu örneği verdik, çünkü kadın olalım, erkek olalım genelde isteklerimizi olduğunu gibi net bir biçimde masaya koymuyoruz çoğu zaman.

Bunun birden çok sebebi olabilir; çekiniyor olabiliriz, karşımızdakine zahmet vermek istemiyor olabiliriz, karşımızdakinin isteklerimizi yerine getirmemesinden korkuyor olabiliriz, vs.

İnsanın çevresiyle derinden, samimi bir bağ kurabilmesi için ise gönül rahatlığı ile karşısındakine ihtiyaçlarını açabilmesi gereklidir.

İhtiyaçlarımızı dile getiremediğimiz bir yaşam alanında hem kendimizle kurduğumuz ilişkiye hem de sosyal çevremize bakmamız gerekiyor.

Gözlemci bir tavır, duygularımızla ve ihtiyaçlarımla bağ kurarak, ihtiyaçlarımızdan utanmadan, netlik ile kendimizi ifade edebilmek bize kıymetli bir kapı açacaktır.

Birine bir istediğimizi sunduğumuzda red cevabını alabileceğimizi de bilmek yetişkince bir tavır olacaktır.

Tüm bu aşamalar üstünde çalıştığımızda kendimize ve karşımızdakine şefkat ve empati geliştiririz.

Tıpkı bizim gibi karşımızdakinin de duyguları, ihtiyaçları ve istekleri/ricaları olduğunu görmek , bilmek ve hissetmek iletişimi bağ kurmaya dönüştürecektir.

 

 

Çağla Güngör

Yin Yoga ve Mindfulness Öğretmeni

Yogabiz.pro