Bebeklerde “benlik” bilinci iki yaş gibi kendini gösterir.

İki yaş civarındaki çocuklar kendilerinin özgürlük alanları olduğunu yavaş yavaş keşfederler.

Mesela, istedikleri yere gidebileceklerini, bir şeyi kabul edip, reddetmeyi yavaş yavaş öğrenirler.

Annesinin içinde büyüyen, gelişen bir bebek, yeni doğduğunda tamamen çevresindeki yetişkinlere bağlı olmasına rağmen anbean, günbegün gelişir, özgürleşir, bağımsızlaşır.

Zevkleri, tercihleri, hassasiyetleri, zaafları oluşur.

Kendine has hale gelir. Aslına bakarsanız gelişmemiz hiç bitmez.

Tüm hayatımız boyunca kişiliğimiz, kimliğimiz dinamik bir biçimde oluşur, değişir, dönüşür.

Tüm bunlara rağmen bizi biz yapan bir benliğimiz vardır; huyumuz suyumuz değişse bile en derinlerimizde var olan benliğimiz kendi özerkliğini korur.

Benlik kelimesinin sözlük anlamı Türk Dil Kurumu’nda “Bir kimsenin öz varlığı, kişiliği, onu kendisi yapan şey, kendilik, şahsiyet” olarak açıklanıyor.

Çakra terapisi konusunda dünyaca ünlü yazar, eğitmen ve konuşmacı Caroline Myss, Ruhun Anatomosi isimli çok önemli kitabında “benlik” kavramı ile “bencillik” sıfatını karşılaştırıyor. Benliğini korumak veya keşfetmek isteyenlerin nasıl bencillik ile suçlandığından bahsediyor:

-…Bencil sözcüğü zaten yüzyıllardan beri toplumun geniş kesimin kişisel gelişim peşinde koşmasını yeterince engellemişti. 1970’ler benlik (öz/kendi) sözcüğünü kabul ederek oldukça yaygın bir önek olarak kullanılmasına da yol açmıştı. Benlik algısı, özfarkındalık, özgüven, kendini iyileştirme gibi kavramlar sıkça kullanılır oldu. Bu yalın değişim hepimize, “gizli bahçenin” anahtarının verilmesi gibi bir şeydi; böylece küçük bir yardımla kendi başımıza yürüyebileceğimizi keşfetmiş olduk. Caroline Myss, Ruhun Anatomisi, Butik Yayıncılık, sayfa 236

Myss’nın müthiş bir isabetle bahsettiği gibi kültürümüzde benliğimizi oluşturmaya, korumaya çalışırken bencil olmakla suçlanabiliriz.

Hemen hemen her kültürde maalesef kişinin kendini düşünmemesi, çevresindekilerin tercihlerini kendi tercihlerinin önüne koyması, her durumda durmadan fedakarlık yapması, hep verici olması ise alkışlanan bir durumdur.

Elbette bütünün bir parçası olduğumuz bilinci çok kıymetli bir farkındalıktır. Yaşadığımız toplumsallıktan, kamusal alandan kendimizi koparmak mümkün değil. Ama yaşadığımız toplumsallıkta kendi benliğimizi korumak, kendimizi sağlıklı bir biçimde var edebilmemiz için oldukça önemlidir.

Kendimizi sağlıklı bir biçimde var edebilmemiz için de kendimize vakit ayırmamız gerekir.

İnceleme Önerisi: Kendine vakit ayırmanın en kıymetli hali; yoga

Tüm kimliklerimiz, sorumluluklarımız, yapmamız gereken işler arasında onlar kadar önemli belki de daha önemli olan şey, kendimize vakit ayırmaktır.

Kendimize vakit ayırmadan, kendimize dinlenme, yenilenme şansı da veremeyiz.

Diğer türlü, devamlı ailemize, dostlarımıza kendimizden vererek, hep başkalarını düşünerek, durmaksızın çalışarak yola devam etmemize imkan yok.

“Peki nasıl olacak da bunca işin gücün, sorumluluğun içinde kendime vakit ayıracağım?” diye soracak olursanız, cevabımız geliyor.

  1. Suçluluk duymadan kendini öncelle

Burada anahtar cümlemiz şu olsun; uçakta teknik bir problem olduğunda ilk önce maskeyi kendine takarsın, daha sonra çocuğuna.

Kendini merkeze koymazsan, kendi ihtiyaçlarına dair farkındalık geliştirmezsen, hiç kimseye yardım edemezsin. Bu kadar basit ve net.

Elbette her durumda devamlı kendimizi öncellemek mümkün değil. Karşımızdakini düşüneceğimiz, fedakarlık yapacağımız, verici olacağımız pek çok durum olacaktır.

Önemli olan suçluluk duymadan gerekli yerlerde ve durumlarda kişinin kendisini seçmesi; oyunu kendinden yana kullanması.

Eğer oyunu kendinden yana kullandığında, enerjini, vaktini kendine ayırdığında suçluluk duygusu hissettiğini fark ediyorsan, bu konuyu yabana atma, üstünde dur.

Suçluluk duygusu oldukça zehirli ve kişinin tüm neşesini, enerjisini emen bir duygudur; kendimize vakit ayırmamızın öndeki önemli engellerden biridir.

Bu duygumuz fark ettikçe, üstünde çalıştıkça kendimize evet dememiz daha kolay hale gelecektir.

İnceleme Önerisi: Meditasyon çalışmaların önemli bir parçası; malalar

  1. Sınırlarını tanı

Bizler robot değiliz. Belli bir çalışma, yola devam etme, sorumluluk üstlenme kapasitemiz var. Bu kapasitemizin sınırlarına geldiğimizde durmamız, dinlenmemiz, kendimizi bakıma almamız gerekli.

Bütün bir hafta çok çalıştıysak, belki de hafta sonu arkadaşımızın kıyafet seçimine gidecek gücümüz olmayabilir. Normalde zevkle ve keyifle yapacağımız bir alışveriş, o hafta sonu bizi çok zorlayabilir. Çünkü tüm yakıtımızı hafta içi çalışarak harcamışızdır. O hafta sonu tek istediğimiz evde kalıp dinlenmek, film izlemek olabilir.

İşte bu durumu farkında olmak sınırlarımızı tanımak demektir.

Kendi fiziksel, duygusal sınırlarını bilmeden, hiç durmadan dışarıdan gelen taleplere “evet” demek, tüm enerjimizi emer.

Bedensel, zihinsel ve bedensel yorgunluğumuzu tanımak ve nerede duracağımızı, nerede içimize çekilmeye ihtiyaç duyduğumuzu bilmek oldukça kıymetlidir.

İnceleme Önerisi: Odağımızı toplamak için güçlü bir çalışma; zen bahçesi düzenleme

  1. Hayır demekten utanma, çevrene sınır koymaktan çekinme

Sosyal ilişkiler sonsuz bir alma-verme dengesi içinde yürür; birileri bizden bir şeyler ister, biz veririz, bazen de biz birilerinden bir şeyler isteriz, onlar verir.

Bu alışveriş dengesi içinde insanlar zamanımızı, emeğimizi isterler ve enerji alanımıza girerler. Aynı şekilde biz de onların zamanlarına, emeklerine talip oluruz ve enerji alanlarına gireriz.

Ama bazen öyle bir an gelir, öyle durumlar olur ki zamanımızı, odağımızı, emeğimizi kendimize ayırmak isteriz.

İşte böyle anları fark edebilmek önemlidir. Çünkü bu anlar, durumlar bizim sınırlarımızdır.

Sınırlarımızı tanıdıkça, onları görmezlikten gelmenin zaman içinde bizi ne kadar yoracağını ve zorlayacağını fark edeceğiz.

Yukarıda bahsettiğimiz sosyal ilişkiler içinde alma-verme dengesinde nerede duracağını bilmek kelimenin tam anlamıyla yetişkince bir bilinçtir.

Kişinin sınırlarını tanıması beraberinde “hayır” demeyi de getirir. Aslında sınırlarımızı tanımak neye “evet”, neye “hayır” diyeceğimizi netleştirecektir.

Hayır demek, pek çok yerde ve durumda kaba ve bencil olmakla karıştırılır. Oysa nezaketle dile getirilmiş bir “hayır” kadar dürüst ve içten bir ifade yoktur. Kendimizi yiyerek ve içten içe hayır diyemediğimiz için karşımızdakine öfkelenerek “evet” diyeceğimize, net, duru ve dürüstçe “hayır” demek çok daha pratik olacaktır.

Gerektiği, ihtiyaç duyduğumuz yerlerde hayır diyebildiğimizde, başta zorlansak bile zaman içinde kendimizi iyi, rahatlamış ve içten içe güçlenmiş hissederiz.

Elbette iş yerinde ve aile çevresinde “hayır” demek her zaman her babayiğidin harcı olmuyor. Sınırlarımızın zaman zaman zorlanması da aslında bizi güçlendiren, esneten önemli anlardır.

Süregiden sağlıklı bir sınır koruma bilincimiz varsa, böyle hayır demek istediğimiz ama çeşitli sebeplerden dolayı diyemediğimiz anlarda kendi merkezimizde kalmamız daha kolay olur.

İnceleme Önerisi: Su içmenin, enerjetik hali

  1. Özgün ihtiyaçlarından gurur duy

Bireyselliğin kutsandığı bir dönemde yaşasak bile, bir insanın neye ihtiyacı olduğu, nasıl yaşaması gerektiği gibi konularda toplumsal, geleneksel, çoğunluğun genelde hemfikir olduğu görüşler, inanışlar hemen hemen her toplumda vardır.

Mesela:

  • Bir anne tüm vaktini çocuklarına ve ailesine ayırmalıdır.
  • Torunlara bakıp, çocuklara destek olmak gerekir.
  • Her ihtiyaç duyduklarında en yakın arkadaşlarımızın yanında olmamız önemlidir.
  • İş hayatında çok çalışmak kariyerimiz için elzemdir.
  • Ailemize her zaman vakit ayırmamız lazım.

Bu tür inanışları, düşünce biçimlerini arttırmak mümkün.

Aslına bakarsanız bunlara tamamen yanlış dememiz mümkün değil; elbette bir anne vaktini çocuklarına ayırmalı, elbette torunlara bakarak çocuklarına destek olmak çok kıymetli,  her ihtiyaç duyduklarında yakın arkadaşlarımızın yanında olmaktan doğal ne var?

Ama işte bizlerin, her birimizin kendimize has özgü ihtiyaçlarımız olabilir ve bu ihtiyaçlarımız çevremizdekiler tarafından anlamlı bulunmayabilir.

Kendini ihtiyaçlarımızı görüp onlara sadık kalmak oldukça kıymetli.

Tatilinde arkadaşlarımızla beraber tatile çıkmak yerine, tek başımıza tatile çıkmak isteyebiliriz, tam kitap okuyacakken yakın arkadaşımızın telefon aramasına o an cevap vermek istemeyebiliriz, vs.

İhtiyaçlarımız, bizi biz yapan özelliklerimizdir. Onlara sadık kalmak, onlarla gurur duymak aslında kendimizi kabul etmek demektir.

Çevremiz tarafından anlayış görmediği için biz de kendi ihtiyaçlarımıza sırt çevirirsek, kendimize vakit ayırmak imkansız bir hale gelecektir.

Ne demiştik?

Maskeyi önce kendine tak!

 

Çağla Güngör

Yin Yoga ve Mindfulness Öğretmeni

­