, , , , ,

Kişisel Gelişim Basamaklarını Tır-man-ma-yın

 

Çağdaş toplumlarda hayatın düz bir çizgi olduğuna inanılır.

Doğarsın, büyürsün, okula başlarsın, üst üste sınavlara girersin, üniversiteye kazanırsın, işe girersin, evlenirsin, çocuğun olur, kariyerinde ilerlersin, emekli olursun…

Bu yoldan hiç sapmadan, vakit kaybetmeden, yapman gereken her neyse yapman beklenir.

Okul senesini tekrar etmesi gereken bir ortaokul öğrencisine tembel gözüyle bakılır, liseden sonra, üniversiteden önce, bir, iki sene ara vermek isteyen bir genç ailesinde endişeye sebep olur, otuzlarına ulaşan ama evlenmeyen bir kadın için etrafı üzülür, mesleğinde başarılı olan ve bambaşka bir alanda tekrar üniversiteye gitmek isteyen bir yetişkine şaşırılır; hayat sanki bir merdiven ve teker teker basamakları çıkmamız gerekli, ikişer, üçer çıkarsak ne ala…

Hatta “Başarı Basamakları” diye arama motorlarına yazdığınızda karşınıza hemen merdiven basamaklarını çıkan bir insan illüstrasyonu karşınıza çıkar ya da “Hiç kimse başarı merdivenini elleri ceplerinde tırmanmamıştır”, gibi sözler…

Oysa eller ceplerde öylesine sokaklarda dolaşmak çok güzeldir.

Metaforik anlatımlar, benzetmeler bazen elimizdekinin değerini azaltıyor, kısıtlıyor.

Hayatı merdivene benzetmek, hayatın içindeki ovaları, tarlaları, nehirleri, şehir sokaklarını, ucu bucağı olmayan okyanusları görünmez kılıyor, yok sayıyor.

Hayatı merdivene benzetirsek elimizde sadece dağ kalıyor ve onun zirvesi…

Tırmanmak, fedakarlık yapmak, rakipleri arkada bırakmak, iradeli olmak, zor şartlara rağmen devam etmek, pes etmemek, dur durak bilmemek, odaklanmak, strateji belirlemek…

Tüm bunlarda bir sorun yok, hayatımızın tamamını kaplamadıkları sürece. Hayatımızı merdiven, başarı, basamak, zirve, tırmanmak kelimeleriyle tanımlamaya başladığımızda ise sorun da başlıyor. Odağımızı “başarı basamaklarına” çevirdiğimizde kendimizi keskin, yorucu ve tüketici bir kardio egzersizine mahkum ediyoruz ki, hayatı kardio egzersizi olarak gördüğümüzde hayattan acımasız bir cevap alıyoruz; bir noktada yuvarlanarak düşüyoruz.

Çünkü Hayat tamamen bir kardio egzersizinden oluşmaz…

Kadim Çin felsefesine göre hayatta her şey kendi karşıtıyla bir bütündür, bir anlam oluştur. Bu prensibe Yin&Yang prensibi denir.

Gece olmadan, gündüz, soğuk olmadan sıcak, yaz olmadan kış, hareket olmadan durağanlık, iyilik olmadan kötülük olamaz.

Okuma Önerisi: Hayatımızda Yin Yang Dengesini Oluşturmak

Hayatta dengeyi yakalamak için de çalışmanın yanına, dinlenmeyi, koşmanın yanına yürümeyi, pes etmemenin yanına pes etmeyi, başarılı olmanın yanına başarısız olmayı da eklemeyi bilmek gerekli.

Bilmeliyiz ki, bugün ne yaşıyorsak yarın bu halin tersi yaşamamıza girebilir/girecektir.

Kadim Çin felsefesi insanların ve toplamların hayatını anlamlandırabilmek için doğadan ilham almıştır.

Nasıl mevsimler birbirini takip ediyor, her mevsimin özellikleri, sundukları, yarattığı ihtiyaçlar farklılaşıyorsa, bizlerin hayatında da birbirini takip eden dönemler, ihtiyaçlar, mevsimler vardır.

Hayat bazen evet bir merdiven, bazen bir sandalye, bazen de bir hamaktır. Hayat hem koşu bantında yapılan kardio egzersizi hem de güzel, yumuşak bir mat üstünde yapılan yin yogadır. Hep koşu bantının üstünde olmak ya da devamlı yin yoga yapmak dengemizi bozar.

İnceleme Önerisi: Yoga pratiklerinizde size eşlik etmesi için %100 doğal yoga matlarımıza göz atın

Bir de kişisel gelişim kavramı var… 

Vikipedi, Kişisel Gelişimi “Modern dünya ekonomilerinin geliştiği toplumlarda, bireyin ekonomik, sosyal veya psikolojik sorunlarına kendi başlarına çözüm üretmelerini sağlamaya dönük ortaya çıkan kültürel hareket ve onun kitap, film, seminerler, eğitimler gibi uzantısı ürünlerinin tümünü kapsayan bir tanım” olarak tarif ediyor.

Geçmişi binlerce yıla dayanan yoga, meditasyon, qigong gibi pratiklerden oluşan Doğu spiritüelliği ise Batı kişisel gelişiminin en büyük kaynağı haline gelmiş durumda.

Hayatımızın bir döneminde, derdimize derman bulabilmek, kendimizi daha iyiye, güzele taşıyabilmek ya da daha mutlu ve huzurlu olabilmek için başladığımız yoga, meditasyon, reiki, vs. bazen önümüze yeni tırmanmamız gereken yeni “başarı basamakları” seriveriyor.

Bir merdivenden kaçarken, başka bir merdivene yakalanıyoruz.

Zihinsel kodlamamız başarılı olma, merdiven tırmanma üstüne olunca karşımıza çıkan her şeyde “iyi olmak” isteği adeta fiziksel bir refleks haline geliyor.

Wu-Wei- Çabasız Çaba, Eylemsiz Eylem

Kadim Çin Felsefesinin, Taozim’in en önemli kavramıdır,

Wu-Wei, yani Çabasız Çaba veya Eylemsiz Eylem.

Wu-Wei kavramına elbette “başarmak” gözlüğü ile bakarsak anlayabilmemiz çok zor; hatta bu kavrama saçma bile bulabiliriz.

Çaba göstermek, emek vermek, uğraşmak, didinmek küçüklüğümüzden beri bize hep söylenen, çok değer verilen şeyler.

Hatta fitness salonlarında egzersiz yaparken bile antrenörden sık sık duyduğumuz cümle şudur:

-Acı yoksa, başarı yok!

-No pain, no gain!

Başarıya giden yolda acının, fedakarlığın, hırpalanmanın kaçınılmaz olduğunu dair net bir cümledir bu; Acı yoksa, başarı yok!

Burada aslında söylenen şey şu:
– Fiziksel ve psikolojik sınırlarımızı önemsemeden kendini zorla,

-Her zaman daha fazlası için hedef belirle,

-Bir dış göz gibi, hep kendini izle, zihinsel olarak kendini devamlı eleştir,

-Devamlı yaptığı işi doğru yapıp yapmadığını düşün

Wu-Wei, çabasız çaba, eylemsizlik, tembellik, hedefsizlik değildir. Basitçe akışta olmak, kişinin yaptığı işe kendisini unutacak kadar kaptırmasıdır.

Yaptığın işle o kadar bütünleşirsin ki, onun üstüne düşünmen, çaba harcaman, yapmaya devam etmek için kendini motive etmen gerekmez. Sonucun iyi ya da kötü olmasına aldırmazsın, senin için önemli olan o anda hissettiklerindir.

Belki de ömrünüz boyunca hikaye yazmak istediğiniz; bir yazı atölyesine gittiğimizi düşünelim. Başlangıçta hangi eğitmenin atölyesine gideceğiniz bir araştırma konusudur. Size uygun bir eğitmen bulmak için çaba harcar, araştırma yaparsınız. Ama daha sonra atölyede çalışmalar başladığında kendinizi kelimelere bırakmak, kendi ifadenizi keşfetmek, sonucun iyi olup olmayacağını hiç düşünmeden yazmaya devam etmek Çabasız Çaba’dır.

Çok iyi hikayeler yazmak için kendiniz sıkmak, duygularınızdan uzaklaşıp başkalarının beğenisine göre şekillenmek, yazdıklarınızı adeta hep başkalarının gözünden okumak, alkış, takdir almak üzere yazmak Çabalı Çabadır.

Yoga ya da qigong pratiği sırasında hareketi bedeninde hissetmek yerine, kusursuz yapmaya çalışmak, bedensel duyumlar ve hisler yerine “iyi yapıyorum” veya “beceremiyorum” gibi zihinsel yorumlarda bulunmak Çabalı Çabadır. Wu-Wei, yani Çabasız Çaba haline geçmiş biri nasıl göründüğü ile, hareketi, asanayı iyi yapıp yapmadığıyla ilgilenmez. Adete o yoga pozu ya da qigong akışı olur.

Başarı merdivenlerini tırmanmalıyım diyen bir kişinin yoga pratiği ile Çabasız Çaba ilkesini benimsemiş bir kişinin yoga pratiği elbette aynı olmaz. Biri kusursuz olmak, en zor pozları yapmak, estetik görünmek isteyebilirken, diğeri tüm zihinsel süreçlerini askıya alıp, sadece bedeninin sesini dinler, o anda varolur.

Çok iyi hikayeler yazmak isteyen ve takdir edilmek isteyen bir yazarın yazarken hissettikleri ile, yazmayı varoluşsal bir ifade biçimi olarak gören bir yazarın yazarken ki hissettikleri aynı olamaz. Yazmağı kendini ifade etmek, kendiyle bağ kurmak için bir araç gören biri Çabasız Çaba içindedir; yazarken çok zorlansa bile…

İşte belki hayatımızın bir döneminde sosyal ya da psikolojik bir açıdan sıkıştığımızı hissettiğimizde bir hobi atölyesine ya da bir eğitime başlarız.

Buradaki tavrımız ne olacak?

Basamak çıkmak mı, ellerimiz ceplerimizde ıslak çalarak yavaş yavaş yürümek mi?

 

İnceleme Önerisi: Rahatlamak istediğiniz her an Palo Santo tütsülerimizden yararlanabilirsiniz.

 

Çağla Güngör
yogabiz.pro