, , , , , ,

Zor Duygular Rehberimiz Olabilir mi?

Mutlu olmayı isteriz,

Mutsuz olmamak için elimizden geleni yaparız.

Huzurlu hissetmeyi arzularız,

Huzursuz hissetmekten kaçarız.

Sevgiyi hayatımızın merkezine koyarız.

Sevmeyince/sevemeyince kendimizi suçlu hissederiz.

Öfkemiz, endişemiz, suçluluk ve kıskançlık duygularımız sanki hayatımızın istenmeyen misafirleri gibi…

Hayatın normal akışı içinde yerlerin olmayan…

Bir an önce kurtulmamız gereken…

Hissetmemizin bile yanlış olduğu…

Bize ait olmayan duygular…

İyi, güzel, bize mutluluk veren duygularımıza sahip çıkarız da, öfke, endişe, suçluluk, tiksinti veren duygulardan bir an önce kaçmak ve kurtulmak isteriz.

Aslında bu tür duygulardan bir an önce kurtulma isteğinde yanlış bir şey yok.

Fiziksel bedenimiz de acıdan kaçmaya ve hazza, zevke yönelmeye eğilimindedir.

Çok özel sebeplerimiz yoksa bedensel refleksleriz hep bizi acıdan korumak üzeredir.

Neden aynı refleks duygusal habitatımızın dengesini korumak için devreye girmesin ki?

Elbette bizi huzursuz, mutsuz eden duygulardan kaçmaya çalışmak normal ve anlaşılır.

Diğer taraftan da Mevlana “Misafirhane” de ne güzel anlatmış:

İnsan kısmı bir misafirhane,

Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik.

Aniden farkında varmak bir şeyin,

Hepsi beklenmedik misafir.

Hepsini karşılayıp eyle!

Evini vahşetle süpürüp,

Bütün mobilyalarını boşaltan,

Bir kederler kalabalığı bile gelse.

Her geleni alnının akıyla misafir et.

Olur ki yeni bir zevk getirmek için,

Boşalttılar evini.

Karanlık düşünce, utanç ve garez,

Hepsini gülerek karşıla kapıda,

Ve buyur et içeri.

Minnettar ol her gelene,

Kim gelirse gelsin.

Çünkü bunların her birisi,

Öte taraftan bir kılavuz olarak gönderildi.

Daha ezber bozan bir metin olabilir mi?

Mevlana’nın açtığı yoldan gidersek öfkemiz, endişemiz, suçluluk ve tiksinti duygularımız, kıskançlığımız bizim bir parçamız.

Bizi biz yapan, etimize, kanımıza işlemiş, bize bizim hakkımızda söyleyecek önemli lafları olan elçiler.

Tüm duygularımız derinlerimizden gelen elçiler.

Özellikle de “zorlu” olanları…

Ne derler bilirsiniz:

-Don’t shoot the messenger!

-Elçiye zeval olmaz…

Zaman zaman zorlu duyguların içinden geçiyoruz, çünkü demek ki içerlerde bir şeyler yaşıyoruz.

Psikopatlar duygusal anlamda bir şey hissetmezler, zayıf duygusal tepkileri ve hisleri vardır. Bu tür kişiler kendileriyle bağ kuracakları duygu akışlarından ve mesajlardan mahrumdur; dış dünyadan, diğer insanlardan olumlu ya da olumsuz etkilenmezler.

“Normal” duygusal regülasyona sahip kişiler ise dış dünya ile bağlantı içindedirler; ya dış dünyadan olumlu anlamda beslenirler ya da olumsuz anlamda tetiklenirler.

Hayatta bağlantı içinde olduğumuzda duygusal anlamda ya iyi hissederiz ya da kötü.

Ya da güvende ya a güvensiz hissederiz.

Duygularımız olmazsa sistemimizin ne hissettiğini bilemeyiz.

Kötü, güvensiz, endişeli hissediyorsak kollarımızı sıvayıp bu duygularınız bize ne demek istiyor bakmamız, onlara kulak vermemiz gerekiyor.

Nasıl mı? Gelin beraberce akıl yürütelim, “zorlu” duygularımız bize ne demek istiyor olabilirler?

İnceleme Önerisi: Yoga kendimizi tanımanın en güzel yolu

Öfke

Öfkelisiniz, öfkeliyiz, öfkeliler…

Özellikle kent hayatının en önemli sorunlarından biri olabilir öfke problemimiz.

Trafikte, iş yerinde, aile yemeğinde, ebeveyn-çocuk ilişkisinde her yerde beklenmedik ve tekinsiz bir şekilde karşımıza çıkabilir öfke patlamaları.

Öfkelendiğimizde bağırıyoruz, ellerimiz, kollarımız coşuyor, hareketleniyor, yüzümüz kızarıyor, boynumuzdaki damarlar şişiyor; tüm bedenimiz adeta karşısındakine gör beni, beni artık gör diyor.

Peki hangi anlarda öfkeleniyoruz?

-Duyulmadığımızı düşündüğümüzde mi?

-Belli kişiler karşısında mı?

-Beklentilerimiz karşılanmayınca mı?

-Hayal kırıklığına uğrayınca mı?

-Başarısız hissedince mi?

Bu soruları çoğaltabiliriz ve elbette içimizde sürekli taşıdığımız bir öfke varsa, devamlı pimi çekilmiş bir bomba gibi etrafta dolaşıyorsak profesyonel bir yardım almak kendimiz ve sosyal çevremiz için atacağımız en hayırlı adım olacaktır.

Yapacağımız bir başka pratik şey daha var:
Öfkelendiğinizi hissettiğinizde açık bir zihinle kalmaya çalışarak farkındalığınızı kendinize ve içinde bulunduğunuz ana getirmek ve şu soruyu sormak?

Burada, bu anda neler oluyor?

Meditasyon Önerisi: Farkındalık Çarkı Meditasyonu

Suçluluk Duygusu

Suçluluk duygumuza şöyle bakabilir miyiz sizce?

  • Birine bilerek ya da bilmeyerek zarar verdiğimizde hissettiğimiz rahatsız duygusu. Bu ağır rahatsızlık verici duygu sayesinde bir daha aynı davranışı tekrar etmeyiz.
  • Kendi gerçeğimize, kendi hayatımıza sahip çıktığımız, kendi doğrularımız ile davranmaya başladığımızda ailemizi, sosyal çevremizi hayal kırıklığına uğrattığımızı düşündüğümüzde hissettiğimiz ağır duygu.

Birinci maddede ki suçluluk duygusu kamusal hayatın güvenli bir biçimde sürmesi için oldukça kıymetlidir.

Tekrar edelim; mesela sosyopatlar ve psikopatlar davranışlarının diğer insanlara zarar verici sonuçlarından dolayı suçluluk duymazlar.

Bizler birine herhangi bir biçimde zarar verdiysek elbette duygusal açıdan kendimizi kötü hissedeceğiz.

B maddesi ise insanın kendi hayatına sahip çıkması anlamına geliyor aslında.

Bazen yolumuz ailemizin, sosyal çevremizin yolundan ayrılabilir; onları yarı yolda bırakmış gibi hissedebiliriz.

Burada hissettiğimiz suçluluk duygusu ise büyümemize yardımcı olabilir, ne dersiniz?

İnceleme Önerisi: Ritüel Seti

Endişe:

Pek çoğumuz gelecekten endişeleniriz, özellikle de gelecek belirsizlik doluysa.

Peki bizi endişelendiren konular neler?

Endişelendiğimiz konularla ilgili atabileceğimiz somut adımlar var mı?

Sağlığımız için endişeleniyorsak yaşam biçimimize alıcı gözle bakmak,

Parasız kalmaktan endişeleniyorsak para biriktirmek, parasal kaynaklarımızı arttırmanın yollarını araştırmak,

Yalnız kalmaktan endişeleniyorsak derinlikli, sıcak, gerçek sosyal ilişkiler kurmaya emek vermek,

İşimizi kaybetmekten endişeleniyorsak buradaki pürüzlere dikkatimizi vermek, sakince B, C planları yapmak…

Ama bazen de endişelerimizin somut bir karşılığı yoktur, hiç sebepsiz yere kendimizi sanki bir savağın ortasında gibi hissederiz.

İşte kendimizi böyle bir alanda hissediyorsak belki de bu köklenme, merkezlenme ihtiyacımızı gösteriyordur bize.

Yaşama neşeyle, güvenle, sağlıklı bir biçimde köklenmeye ihtiyaç duyarız, bu bizim en doğal hakkımızdır.

Görünürde her şeye sahip olsak da devamlı içimizde yürüyen bir endişenin adımları duyuyorsak belki de derinlerde bir yerde kendini güvensiz hisseden biri duruyordur, ne dersiniz?

Onu güvende hissetmesini sağlamadan bizim de güvende hissetmemiz sanırım zor.

İnceleme Önerisi: Yoga blokları, meditasyon,  yoga pratikleri için

Huzursuzluk Hissi

Gelişimimiz için belki de en fazla işimize yarayacak “zor” duygumuz olabilir hissettiğimiz huzursuzluk…

Huzursuzluk hissinin elbette pek çok sebebi olabilir.

Ama burada biz bizeyiz; genelde de yapmadığımız, yapmayı ertelediğimiz işler de huzurumuzu kaçırır.

Evimizde yapmak zorunda olduğumuz ama ertelediğimiz tadilatlar…

Çok ihtiyaç duymamıza rağmen öğrenmeye bir türlü başlamadığımız yabancı dil…

Bitirmemiz gereken rapor…

Çalışmamız gereken dersler…

Devamını siz getirin…

Yapılması, bitirilmesi gereken işler insanın huzuru kaçırır…

Aynı şekilde:

  • Yüzleşilmesi gereken ilişkiler…
  • Alınması gereken zor kararlar…
  • Konfor alanından çıkıp yeni başlangıçlar yapmak…
  • Hayat amacına hizmet etmeyen bir yaşam akışında olmak…

Şıkları kendimize göre çoğaltabiliriz.

Şöyle rahat bir oturuşa geçip gözlerimizi kapatsak ve kendimize şu soruyu sorsak:

  • Kendimi neden huzursuz hissediyorum?
  • Kendimi neden suçlu hissediyorum?
  • Kendimi neden endişeli hissediyorum?
  • Kendimi neden öfkeli hissediyorum?

Önemli bir kapı açılır belki karşımızda…

Kendimize doğru açılan.